Pazartesi, 15 Safar 1441 | 2019/10/14
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Amerika, Entrikacı “Savunma İşbirliği Anlaşması” İle Bangladeş’teki Nüfuzunu ve Güvenliğini Konsolide Etmeyi Hedefliyor, Ey Müslümanlar! Bu Şeytani Komployu Yürürlüğe Koyma Görevi Tevdi Edilen Ajan Hasina’yı Reddedin

ABD, Güney ve Güneydoğu Asya’daki kalesini konsolide etmek için Bangladeş ile Toplama ve Çapraz Servis Anlaşması (ACSA) ve Askeri Bilgi Güvenlik Anlaşması (GSOMIA) imzaladı. Bangladeş-ABD arasındaki diyalog forumlarında uzun süredir savunma anlaşması müzakere ediliyordu. Hasina hükümeti geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada anlaşmayı incelediklerini ve doğru bir anlaşma yapmanın zaman alacağını söyledi. Açıkçası kukla yönetici Hasina, Amerika’nın iradesine çoktan boyun eğmiştir. Şimdi bazı danışıklı müzakere ve diyaloglar ile bu süreci meşrulaştırmaya çalışıyor. 2008 yılında ABD-İngiltere-Hindistan onayıyla iktidara geldiğinden beri Hasina, emperyalist kâfir-müşrik efendilerinin çıkarlarını gözetiyor. Günümüz dünyasının jeopolitik gerçekliği nedeniyle Amerika, Çin’i çevreleme politikasını hayata geçirmek ve bölgede ikinci Raşidi Hilafetin doğuşunu engellemek için Bangladeş’in savunma aparatı üzerinde tam bir yetkiye sahip olmak istiyor. Kuşkusuz Amerika, Hasina’yı savunma işbirliği anlaşması imzalamak için iktidara getirdi ve o da yavaş yavaş bunun yolunu yapıyor.

Ey Müslümanlar! Irak, Suriye ve Afganistan’da erkek ve kız kardeşlerinizi katleden kasap Amerika ile böylesi şeytani bir savunma işbirliği anlaşması ya da başka bir anlaşma imzalanmasını kabul etmeyin. Biliyorsunuz, Amerika yıllardır İslam’a karşı bir savaş yürütüyor, dünya çapında gelişigüzel Müslümanları katlediyor ve onlarca yıldır mallarını yağmalıyor. Azılı düşmanımız ile savunma işbirliği anlaşması yapılmasını nasıl kabul edebiliriz? Bu anlaşmalar Bangladeş halkı için sadece zillet ve güvenlik açığı demektir. ABD, egemenlik ve güvenliğimizi kontrol altına alacak şekilde bu anlaşmaları hazırladı. Ulusumuz için hiçbir vizyonu olmayan ve yıllardır köleci dış politikalar izleyen laik demokratik yöneticilerimiz, egemenliğimizi Batılı kâfir emperyalistlere ve onların bölgesel müttefiki müşrik Hindistan’a teslim ettiler. Koltuklarını korumak için çıkarlarımızı emperyalistlere teslim eden böylesi hain yöneticiler yetiştiren bu laik demokratik yönetim sistemini reddetmelisiniz.

Ey ordu içindeki samimi subaylar! Allah düşmanı olan kâfir bir devlet ile işbirliği anlaşmasına ihtiyacınız yok. Bu anlaşmaların halkımıza büyük zararları dokunacaktır. Bunlar sadece Amerika’nın ihtiyaç ve isteklerini karşılamak için tasarlanmışlardır. Hatırlayın! Allah Subhânehu ve Teâlâ günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmamayı emretmiştir. Dolayısıyla bu hain Hasina hükümetini reddedin ve Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilâfeti kurmak için Hizb-ut Tahrir’e nusret verin. Bu sizin İslami görevinizdir. Hilafet Devleti güçlü bir askeri üs tesis edecek, dünya üzerinde ideolojik hâkimiyet kuracak, emperyalist Batının zulüm ve baskısından insanları kurtaracaktır. Batı ve diğer kâfirlerin Bangladeş halkı üzerindeki hegemonyasına kalıcı son verecek, ümmetin onurunu restore edecektir.

وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ  İyilik ve takva hususunda yardımlaşın, günah ve haksızlık yolunda yardımlaşmayın. Allahtan korkun, çünkü Allahın cezası çetindir.[Maide 2]

Devamını oku...

Hadi, Hükümeti ve El Husi, 21 Eylül’de Yemen Halkının Yaşadığı Büyük Felaketin Ortaklarıdır

Bugün 21 Eylül 2014’teki “Nakba’nın” (büyük felaket) beşinci yıldönümüdür. 26 Eylül 1962’teki Nakba’dan bu felaketin ne artısı ve eksisi var? Birinci Nakba, cumhuriyet sisteminde yaşandı. Yemen artık İslami Hilafet sistemine bağlı değildi. İkinci Nakba, cumhuriyet sistemini korumak için yaşandı. 21 Eylül 2014’teki “Nakba” ne getirdi? Bu Nakba, İslami yönetimi Yemen halkının hayatından dışlayan, insanları İslam konusunda tefrikaya düşüren, fitneci Batı uygarlığının devamlılığını sağlayan, ekonomik, eğitim ve dış politik sistemlerini alan önceki felaketin devamı niteliğinde değil midir? Orada burada yaşanan anlamsız savaşlardan, ölümlerden, nefret tohumlarından, ülkenin parçalanmasından, sömürgeci kâfirlerin ülkede iyice yerleşmesinden, İngiltere yerine Amerika’ya yakınlaşılmasından, açlık ve yoksulluk çekilmesinden, ülkenin Dünya Bankası ve IMF’ye ipotek edilmesinden söz etmiyorum bile.

21 Eylül 2014 “Nakba’sında” Kurani yürüyüşle İslam türküleri söylendi. Parlak İslami sloganlar atıldı. Cihat adı altında insanlar savaşa çağrıldı. İktidara gelenler, Yüksek Siyasi Konsey öncesinde “modern Yemen devleti vizyonu” ile İslam’dan başkasıyla yönettiler. 21 Eylül 2014 Nakba’sının yüksek bir ideali olarak modern devlet propagandasını yaptılar. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لا تَفْعَلُونَ كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللَّهِ أَنْ تَقُولُوا مَا لا تَفْعَلُونَ Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.[Saff 2-3] Peki İslam yönetimi nerede? Yoksa İslam yönetimi despotizmin kalıntılarından biri midir? İslam yönetimi iki Nakba’nın ilk altı hedeflerinden biri değil miydi? Yemen’de demokrasinin pazarlanması, altıncı hedefte yer aldığı gibi Birleşmiş Milletler ve uluslararası kuruluşların sözleşmelerine uyulması dördüncü hedefin devamı değil midir? Bu yüzden Nakbacılar Sana’daki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde onlarca kez oturma eylemi düzenlediler. Meşruluk ve özgürlük talebinde bulundular!

21 Eylül Nakba’sı, insanlardan vergi alarak devam ediyor. Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ صَاحِبُ مَكْسٍ Meks sahibi cennete giremez.Yoksulluk yaygınlaşıyor, eğitim dibe vurdu. Kurtuluş türküsü söyleyenler nerede? Bizi dini hayattan ayırmaya mahkûm ettiler. Örgütler yoluyla ülkeyi düşmanlara peşkeş çektiler. Anlamsız parlak sloganlar atıp gece gündüz bunların peşine düştüler.

Kişileri iktidardan uzaklaştırıp başkalarını iktidara getirmekle İslam yönetimi gelmez. Aksine İslam yönetimi, sistemin kökünü kazıyıp yerine başka bir sistem koymakla, İslami yönetim üzere bir Halifeye biat etmekle, bütün Müslüman ülkeleri Ukab sancağı altında toplamakla ve İslam’ı Batıya taşımakla gelir. İman ve hikmet yurdunda Batının sistem ve düşüncelerini halkımıza taşımakla değil. Dünya, Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafetin kurulmasını, yaklaşık yüz yıllık yokluğunun ardından İslam yönetiminin yeniden tesis edilmesini dört gözle bekliyor.

Devamını oku...

Irkçılığı Terk Edin Çünkü O Kokuşmuştur

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Irkçılığı Terk Edin Çünkü O Kokuşmuştur

Haber

Kocaeli’nin Kartepe ilçesinde yaşayan 9 yaşındaki Suriyeli Vail El Suud isimli çocuk mezarlığın kapısına kendisini asarak intihar etti. Küçük çocuğun olayın yaşandığı gün okulda görevli bir öğretmen tarafından azarlandığı ve genel olarak da diğer öğrenciler tarafından Suriyeli olmasından dolayı dışlandığı öğrenildi. (http://www.haber7.com)

Yorum

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimizin peygamber olarak gönderildiği dönemde insanların yaşantılarında egemen olan cahiliye adetlerinden bir tanesi de ırkçılık ve milliyetçilikti. İslam cahiliye döneminde etnik farklılıktan kaynaklı meydana gelen düşmanlıkları “Müslümanları kardeş kılarak” sonlandırmış ve takvanın dışında etnik kimlikle üstünlük iddiasını da haram kılmıştır. İslam etnik farklılıkları “İslam Akidesi” potasında eritmiş ve kardeş olmayı öğretmiştir. Müslümanlar yıllarca İslam Hilafet çatısı altında kardeşlik bilinciyle yaşamışını başarmışlardır. Ne zaman ki kâfirler, Müslümanları cihat meydanlarında yenemeyeceklerini anladılar; işte o zaman şeytani desiselerini devreye soktular ve Müslümanlara galip gelebilmenin, Müslümanların asası niteliğinde olan İslam Hilafet Devleti’ni yıkabilmenin ancak Müslümanların arasına ayrılık tohumlarının ekilmesi ve milliyetçilik zehrinin zerk edilmesiyle mümkün olacağına kanaat getirdiler ve harekete geçtiler. Nitekim sonuç itibarıyla arzu ettikleri kirli planlarını hayata geçirmekte de maalesef başarılı oldular. Öyle ki Müslümanların tek bir devleti Sykes-Picot ile can bulan suni sınırlarla elli küsur devletçiğe bölünerek Müslümanların vahdeti paramparça edildi. Sonrasında da topraklarımızın istila edilmesi, beldelerimizin tarumar edilmesi ve beraberinde katliamlar kaçınılmaz oldu. Çünkü artık Müslümanları ve değerlerini koruyacak kalkanları kırılmıştı… 

Kendini asan 9 yaşındaki Suriyeli Vail El Suud isimli çocuk aslında bir sürecin sonucudur. Dokuz yıl önce hicretle başlayıp ölümle sonuçlanan bir mülteci hikâyesi. Suriye kıyamı başlayalı takriben 9 yıl oldu. Suriye kıyamı süresince Suriyeli kardeşlerimiz çatışmalara, bombalarla evlerinin başlarına yıkılmasına ve daha nice zulümlere maruz kaldılar. Birçok aile dağıldı. Annesiz babasız çocuklar, eşlerini yitiren sahipsiz kadınlar çoğaldı. Bu yaşanılan sıkıntılar da kardeşlerimizin daha müreffeh bir ortama kavuşmak için hicret etmelerine sebep oldu. Buradan hareketle de sayıları birkaç milyonu bulan Suriyeli kardeşlerimiz Türkiye’ye sığındılar. İslam’ın olması hasebiyle bizim olduğu kadar onların da malı olan bu topraklara evlerini, eşlerinin ölü bedenlerini bırakarak, yurtlarını terk etmek zorunda kalarak sığınan Suriyeli kardeşlerimiz, yeri geldi linç edildiler, yeri geldi kaldıkları evleri yağmalandı ve yeri geldi cinayete kurban gittiler. Zulümden kaçarak sığındıkları limanda da adeta zulme maruz kalmaya devam ettiler.

Peki, Suriyeli kardeşlerimize yönelik anti kamuoyu oluşmasını sağlayan kim? Yani Suriye düşmanlığının sebebi nedir? Tabi ki de milliyetçilik merkezli yürüttüğü mülteci politikasıyla Türkiye devleti…  Evet, milliyetçilik temelli bu tür politikalar, iktidarın, iktidar kalemşorlarının ve de medyanın sürdürdüğü baskıcı yaklaşım, kısa süre sonra toplumdaki olumsuz yansımalarıyla kendini göstermiştir. Anti kamuoyu meydana getirilerek adeta Suriyeli mülteci kardeşlerimizi geri gönderilmelerinin alt yapısı hazırlandı. Halk arasında Suriyelilere karşı düşmanca tutumlar, “defolun gidin” manasında kindar bakışlar ve kötü muameleler fazlasıyla boy göstermeye başlamıştı. Kadınları ve bebekleri dahi hedef alan vahşi eylemler zuhur etmiş, asılsız haberlere istinaden, önyargıyla Suriyeliler suçlanmış ve akabinde yargısız infazla evleri yağmalanarak ateşe verilmişti.

İntihar eden 9 yaşındaki Suriyeli Vail El Suud isimli çocuk bunun en son örneğidir. Çünkü Vail El Suud’un eğitim gördüğü okulda diğer öğrenciler tarafından Suriyeli olmasından dolayı dışlandığı ve olay günü de okulda görevli bir öğretmen tarafından azarlandığı söyleniyor. Şayet doğruysa, bu çocuğun intihar vakası sadece bir intihar vakası değil bilakis failleri belli bir cinayet vakası olarak değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. 9 Yaşındaki bir çocuğu intihara sürükleyen failler; farklı ırktan bir Müslümanın varlığına tahammül edemeyen kafatasçı milliyetçiler, sürekli Suriyeli ve göçmen karşıtı söylemlerle kin ve nefreti körükleyen milliyetçi siyasetçiler ve bir kısım İslam’a saldırmakta sınır tanımayan medya kuruluşlarıdır.

Bu vebaldir ve bu vebal; Irkçılığı körükleyenlerindir. Ensar olmak yerine düşmanlık düşüncesi ekenlerindir. Ümmet ruhunu değil Sykes-Picot ruhunu canlı tutmaya çalışanlarındır. Kısacası bu vebal Suriyeliler defolsun gitsin diyen vicdanlarındır.

Şimdi vakit, yaşadıkları mağduriyetten ve zulümlerden ötürü kardeşlerine yani bize sığınan Suriyeli Müslümanlara asrımızın Ensarı olmaktır. Bugün Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in zor anında ona kucak açan, O’nu ve dinini izzetle, kuvvetle destekleyen Ensar olma günüdür.

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Buhari’nin tahric ettiği bir hadiste şöyle buyurmaktadır:

الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يُسْلِمُهُ وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ

“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu zalime teslim etmez. Kim kardeşinin yardımında bulunursa Allah da ona yardım eder.”

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Abdullah İmamoğlu

Devamını oku...

Türkiye’nin “Barış Pınarı” Harekâtı Bir Cürüm ve Müslümanlara Yönelik Uluslararası Gizli Bir Anlaşmadır

Haber-Yorum

Türkiye’nin “Barış Pınarı” Harekâtı Bir Cürüm ve Müslümanlara Yönelik Uluslararası Gizli Bir Anlaşmadır

Haber:

Türkiye güçlerinin “Barış Pınarı” operasyonu ile Tel Ebyad’a saldırması ve ölenlerin ve yerinden edilmiş insanların sayılarının artış göstermesi ile Türk Savunma Bakanlığı’nın Çarşamba günü “Barış Pınarı” harekâtının başlamasından bu yana Kürt güçlerinin saflarında ölenlerin sayısının 342’ye ulaştığı şeklindeki açıklaması çakışmaktadır. 

Öte yandan, Suriye Demokratik Güçleri, Türk askeri operasyonunun başlamasından bu yana 29 üyesinin öldürüldüğünü itiraf ettiği gibi Türkiye’nin bombalaması sonucu dokuz sivilin öldürüldüğünü de vurguladı.

Türkiye güçleri ile Suriye Muhalif Silahlı Kuvvetleri daha önce Suriye'de sekiz kilometre derinliğe ulaşmalarının yanı sıra Tel Abyad ile Ras el-Ayn çevresindeki 15 köyün kontrolünü ele geçirmişti.

İnsani olarak Birleşmiş Milletler, Suriye’nin kuzeyinde üst üste üç gün boyunca devam eden askeri operasyonların, yaklaşık 100.000 insanın evlerinden göç etmesine neden olduğunu vurguladı. (El-Cezire - Ajanslar)

Yorum:

Müslümanların Allah’ın Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadisini unutarak düşmanlarına hizmet etmek için birbirleriyle savaşmaları gerçekten üzücüdür: إذا التقى المسلمان بسيفيهما فالقاتل والمقتول في النار “İki Müslüman kılıcıyla karşılaştığında, öldüren de ölen de cehennemdedir.” Denildi ki: Ey Allah’ın Resulü! katili anladık da, ya maktul niçin cehenneme gider? Dedi ki: لأنه كان حريصاً على قتل صاحبه “Çünkü, o da -bütün gücüyle- arkadaşını öldürmek için çaba gösteriyordu.”

Yine bazı Müslümanların Kürtlere karşı işlediği suçlardan dolayı Erdoğan’ı desteklemeleri de üzücüdür. Zira Allah, elini Müslümanların kanına bulaştırmayı yasaklamıştır. O halde neden elini ve kalbini ona bulaştırıyorsun?! Çünkü bir münkere razı olan da ona ortak olan gibi aynı günahı ve aynı cezayı hak etmektedir…

Ayrıca bazı Müslümanların, iki, üç ve daha fazla ölümcül hatalı hareketlere ve davranışlara düşüp bunları tekrar etmesi gerçekten üzücüdür. 

Kürtler eskiden beri aynı hatayı yaptılar, ancak hatalarından da ders almadılar ve bu ülkelerin çıkarlarını ve isteklerini gerçekleştirmek için sadece bu ülkelerin elinde istedikleri gibi oynadıkları bir oyuncak olarak kaldılar. Dolayısıyla onlar, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından bu yana, kendilerine aldatmadan başka bir şey vaad etmeyen ve temenni de bulunmayan aldatıcı devletlerden yardım istediler. Aynen Lozan Konferansı’nda kendilerine özerklik ve bağımsızlık sağlayıp sonra onları terk eden İngiltere’nin onlara yardım etmesinde olduğu gibi. Sonra İngiltere, Irak’a baskı uygulamak ve İngiltere’ye bağlı monarşiyi yok eden Cumhuriyet sistemine saldırmak için onları kullandı ve ardından da 1975 yılında onları terk etti.

Sonra Amerika onları DAEŞ ile savaşta kullandı, ardın da onları öldürmek ve yok etmek için çalışan Türkiye’ye bıraktı.

Kafir sistemlerin yanında izzet arayanlar sadece zilletlerini artıracağı gibi onlardan yardım talep edenler de sürekli hezimete uğrayacaklardır.

Kürtler, Amerika’nın kendilerini terk edip Türkiye’nin de kendilerine saldırmaları durumunda DEAŞ mahkumlarını serbest bırakmakla tehdit ettiler ve gerçekten de onları serbest bıraktılar.  

Görünen o ki Kürt liderler, kendi halklarına karşı düşmanlarıyla işbirliği yapan yöneticileri olan ülkelerle gizli anlaşma yapıyorlar. Nitekim Türkiye’nin onlara saldırdığı ve Amerika’nın da kendilerini terk ettiği bir sırada onlar, Amerika’nın sağladığı ağır silahlarla değil, hafif silahlarla savaşıyorlar. Bu ise bir yandan Kürt hainlerin kendilerini Suriye rejimine iade etmeleri için Türklere darbe indirmeyi ve diğer yandan da Avrupalıları korkutmak için IŞID unsurlarını serbest bırakmayı kabul ettiklerini göstermiyor mu?  

Moskova, diyalog ve Esed’in kucağına geri döndürmek için Suriye Kürt Demokratik güçlerinin yolunu açmaya hazırlandı.

Ayrıca İran Cumhurbaşkanı şunları söyledi: ABD kuvvetleri bölgeyi terk etmeli ve Kürt kuvvetleri de Suriye ordusunun yanında olmalıdır.

DEAŞ’a gelince; Amerika Avrupa’ya onların vatandaşlıklarını kabul etmelerini teklif etti ancak Avrupa onları kabul etmeyi reddetti. Bu yüzden Avrupa’yı tehdit etmek için onların serbest bırakılması ve başka bölgelerde kullanılması süreci kaçınılmaz olmuştu.  

Ayrıca Türkiye, 3.6 Milyon Suriyeli mülteciyi geri göndermeye çalışıyor ki böylece 30 kilometre derinliği ve 460 kilometre uzunluğu olan bir alanda Türkiye ile Kürtler arasında bir engel olsunlar.

Savaş uluslararası gizli anlaşma ile gerçekleşti. Zira Türkiye, Çarşamba günü ABD, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, NATO ve BM Genel Sekreteri’ne operasyon hakkında bilgi verirken, birkaç Arap ve Avrupa ülkesi operasyonu reddettiler.

Yine Suriyeli grupların, Müslümanlara karşı savaşmaları için kendi tasarrufu altında olmaları amacıyla kendilerini silahlandıran ve finanse eden Türkiye rejiminin silahlı askerlerine dönüşmek adına mücrim rejimi devirmek ve Allah’ın şeriatını uygulamak için ortaya çıktıkları hedefi terk etmeleri de üzücüdür.

Devrimin başlangıcında Allah Azze ve Celle adına muhlis bir şekilde çıktıkları için zafer onlara çok yakındı. Ancak onlar,  sınav karşısında sebatkar olamadılar ve kirli siyasi paranın bataklığına düştüler. Bu yüzden zafer onlardan uzaklaştı ve ardında da rejimin ve yeryüzünün zorbaları karşısında zillete düştüler.

Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya şikayet;  

Allah’ım, Müslümanlara hakkı hak olarak göster, ona uyanları rızıklandır, onlara batılı batıl olarak göster ve ondan kaçınanları rızıklandır. Allahumme Amin. 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Necah Sebatin

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti Twitter Kampanyası: Hilafet Tek Başına Keşmir'i Kurtaracak

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti Twitter Kampanyası:
Hilafet Tek Başına Keşmir'i Kurtaracak

Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, Pakistan’ın silahlı kuvvetlerindeki aslanlarından Nübüvvet Metodu Üzere Raşidi Hilafetin tekrar ikamesi için Hizb-ut Tahrir’e Nusret vermesini talep etmek üzere kampanya düzenleyecek.

Pazar, 14 Saferu'l Hayr 1441 - 13 Ekim 2019 M,
Pakistan Yerel Saati ile 22:00'de

pakistan vilayeti

Etiket

#RejectUN_RestoreKhilafah_2FreeKashmir

pakistan vilayeti

2019 10 13 PK TWTR CAMP EN

pak en

 

Devamını oku...

Suriye Vilayeti: Sahara'da "Beşeri Anayasalara Hayır, İslam Akidesinden Kaynaklanan Anayasaya Evet!" Başlıklı Gösteri

  • Kategori Suriye
  •   |  

Suriye Vilayeti: Sahara'da "Beşeri Anayasalara Hayır, İslam Akidesinden Kaynaklanan Anayasaya Evet!" Başlıklı Gösteri

Hizb-ut Tahrir Suriye Vilayeti, Halep kırsalındaki Sahara kasabasında "Beşeri Anayasalara Hayır, İslam Akidesinden Kaynaklanan Anayasaya Evet!" başlıklı bir gösteri düzenledi.

Cuma, 5 Safer 1441 H - 04 Ekim 2019 M

Devamını oku...

Suriye Vilayeti: Atme'de "Beşeri Anayasalara Hayır, İslam Akidesinden Kaynaklanan Anayasaya Evet!" Başlıklı Gösteri

  • Kategori Suriye
  •   |  

Suriye Vilayeti: Atme'de "Beşeri Anayasalara Hayır, İslam Akidesinden Kaynaklanan Anayasaya Evet!" Başlıklı Gösteri

Hizb-ut Tahrir Suriye Vilayeti, İdlib'in batı kırsalındaki Atme kamplarında "Beşeri Anayasalara Hayır, İslam Akidesinden Kaynaklanan Anayasaya Evet!" başlıklı bir gösteri düzenledi.

Cuma, 5 Safer 1441 H - 04 Ekim 2019 M

Devamını oku...

Türkiye’deki Kadın ve Çocukların Maruz Kaldığı Irkçı Saldırıların Zeminini Hazırlayan İktidarın Kendisidir

Mersin’de 5 Ekim 2019 akşamı, çocuklar arasında çıkan bir tartışma sonrasında Nadir Kızılbulut adlı bir kişi, 5 yaşındaki Suriyeli çocuğa annesinin yanında, herkesin gözü önünde ırkçı nedenlerden dolayı inanılmaz şekilde şiddet uyguladı, annesini ve 15 yaşındaki kız kardeşini tartakladı ve hakaret etti, babasının gözüne yumruk attı. Ailesinin şikâyetçi olması sonrası da evlerine taşlı sopalı saldırıda bulundu. Saldırının videosu twitter’de #Mersin hashtag’i altında yayıldı ve saatlerce birinci sırada kaldı. Bu saldırıya neden olan ırkçılık emniyet ve hukukun fiillerinde de kendini gösterdi. Bu ırkçı saldırgan, ailenin şikâyetinden sonra değil, sosyal medyada çıkan tepkiler üzerine ertesi gün tutuklanırken, baba gece boyunca karakolda tutuldu. Elde edilen saldırı ve darp görüntülerine rağmen Suriye asıllı Ürdün vatandaşı aileye deport işlemi başlatıldı.

Türkiye’de her geçen gün ırkçı saldırıların sayısı ve şiddeti bariz bir artış gösteriyor. İki gün önce Türkiye’nin Kocaeli şehrinde 9 yaşındaki Suriyeli Vail El-Suud okuldaki çocukların ve öğretmeninin ırkçı aşağılamalarına ve hakaretlerine dayanamayarak bir mezarlığın kapısında kendini asarak intihar etmişti. Kısa bir süre önce Adana’da Türkiyeli bir tacizcinin pisliği Suriyelilere mâl edilerek halk Suriyelilere karşı galeyana getirilmişti. Yine İstanbul’da 12 yaşındaki Suriyeli çocuk bir kızı taciz etti iftirasıyla ırkçıların sokaklara dökülüp gördükleri Suriyeli ve yabancı insanlara şiddet uygulamasının üstünden de sadece birkaç ay geçti. Buna ilaveten şiddet kavramı ırka göre de değişiklik arz ediyor olacak ki çocuğa karşı şiddete karşı çıkan, kadına karşı şiddete hayır diyen, çocuk hürriyeti, kadın eşitliği diyenlerin hiçbirisinden ses çıkmıyor. Laik, liberal, feminist, demokrat kişi, kurum ve kuruluşlardan, Aile Bakanından, insan hakları eylem planı vaat eden tek bir AKP’li bakan veya vekilden, hiçbirisinden ses seda çıkmıyor.

Vahşi bir savaşın pençesinden kaçıp sığınmak için Türkiye’yi tercih eden bu mazlum kadın ve çocuklar, İslam kardeşliğinin kan bağından güçlü olduğuna inanarak ırkdaşlarına değil dindaşlarına sığındılar. Bilemediler ki Türkiye’nin yöneticileri İslam’ı sözlerine, Cuma ve bayram namazlarına, başlarındaki örtülere hapsettiler, İslam kardeşliğini sömürgeci Sykes-Picot sınırlarının milliyetçiliğine değiştiler. Müslüman halk Ensar olmaya çalışırken, İslami değerlerin yabancılaşmasına, habis, vicdansız, ırkçı cahiliyenin canlanıp yayılmasına zemin hazırlayanlar sadece Kemalist muhalefet değil bizzat mevcut iktidardaki politikacılardır. Irkçılığı fitilleyen eylemlerin başında AKP hükümetinin Arapça yazılı tabelaları yasaklaması, sınır dışı ettiği binlerce masum mazlum mülteciye ilaveten 50 bin Suriyeli mülteciyi sınır dışı etme vaadi ve göç meselesini terör ve uyuşturucu ile birlikte tek bir cümlede telaffuz ederek eşitlemesi gelmektedir.

Ey Türkiye yöneticileri! Bilhassa Cumhurbaşkanı, AKP’li bakan ve milletvekilleri! Severek benimsediğiniz ve uyguladığınız laik ve milliyetçi gayri-İslami siyasetiniz sadece sizi değil, sizin peşinizden gidenleri de İslam kardeşliğinden uzaklaştırıyor, zihinleri ırkçılıkla zehirlenmişleri daha da azdırıyor ve size sığınmış, güven ve emniyet arayan savunmasız çocuk ve kadınların dahi üzerine azgın köpekler gibi salıveriyor. Öncülük ettiğiniz küfür sistemi ve ırkçılık adına işlenen her bir zulüm muhakkak sizin defterinize de yazılıyor. Bunun farkına varmadınız mı?

Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: «ليس منا من دعا إلى عصبية وليس منا من قاتل على عصبية وليس منا من مات على عصبية» “Asabiyete/ırkçılığa çağıran bizden değildir... [...]” [Ebu Davud, İbn Mace] Ve yine şöyle buyurmuştur: «وَمَنْ دَعَا إِلَى ضَلاَلَةٍ كَانَ عَلَيْهِ مِنَ الإِثْمِ مِثْلُ آثَامِ مَنْ يَتَّبِعُهُ لاَ يَنْقُصُ ذَلِكَ مِنْ آثَامِهِمْ شَيْئًا» “[...] Başkalarını sapıklığa çağıran kimseye de, kendisine uyanların günahı gibi günah verilir. Ona uyanların günahlarından da hiçbir şey eksilmez.” [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER